Yazı Ekle

Çocuk Psikolojisi ve Doğru İletişim

Etiketler: çocuk, çocuk psikolojisi, okul çağı, psikososyal gelişim

Çocuk Psikolojisi ve Doğru İletişim

İletişim sosyal sürecin hayati noktasıdır. Özellikle çocukla kurulacak tutarlı ve etkili bir iletişim, çocuk eğitiminin ve mutlu bir yaşamın temel taşıdır. İletişimde kişiyi etkili kılan, insanlarla yapıcı olarak konuşmasını öğrenmedir. Aynı zamanda iletişimde temel ilke kabul etmedir. Başkalarını olduğu gibi kabul etmek, ilişkileri kuvvetlendirmede en önemli etkendir. Bu nedenle çocuğa yakınlaşırken onu anne baba veya öğretmen olarak olduğu gibi kabullenmeli ve bu haliyle sevdiğini, önemsediğini hissettirmelidir. Çocuğu kendi isteklerimiz amaçlarımız yönünde programlamak değil çocuğun yetenek ve özelikleriyle yönlendirmek, onu eğitmektir. Çocukla iletişim kurmanın en etkili yolu onu dinleyebilmektir. Onu duymak değil dinlemek önemlidir. Çocuğun anlattığı önemsediği şeyleri öylesine dinleyip tepkide bulunmamak duymaktır ve çocukla iletişime fazlasıyla zarar verir . Çocuk kendini değersiz hisseder. Olumsuz duygular yaşamasına sebep olur. Çocukta etkin bir iletişim kurmak için duygularını ifade etmede ona yardımcı olunması gerekir.

Genellikle çocuğu üzen ve korkutan kötü duygulardan onu uzaklaştırmaya çalışılması çocuğu daha çok üzer. Çocuk hissetmekle ve o an yaşamakta olduklarını karşıdan sözcüklerle duyduğunda rahatlar. Çünkü bir başkası, onun iç dünyasında yaşadıklarını anlayabilmiş ve bunu dile getirmiştir. Çocuklarla devamlı uzun ve sıkıcı öğütler yada mantıklı açıklamalar yerine bir şeyin ne kadar çok istendiğini ona hissettirilmelidir. Böylece çocuğun gerçeği kabullenmesi kolaylaşır. Günlük yaşamda gerek ebeveyn-çocuk gerekse eğitimci-çocuk alanında zaman zaman mücadele yaşanır. Öyleki zamanla bu bir güç gösterisi savaşına dönüşür. Böylesi durumda yapılacak en mantıklı şey "Çocuk olsaydım böyle bir durumda ben ne yapardım?" sorusunu insanın kendisinin cevaplamasıdır. Böylece çocuğun karşısında olmak yerine onun yanında olunacaktır. Çocuğun hatalarını şamar gibi yüzüne vurmak, problemi çözmek yerine içinden çıkılmaz bir hal olmasına yol açar. Oysa sorunu dile getirip, açıklık kazandırmak, çocukların o anda yapmaları gerekeni kendi kendilerine bulmalarına yardımcı olacaktır. Çünkü çocuk suçlanmak yerine konu hakkında bilgilendiklerinde yapması gerekeni anlar.

Anne-baba çocuk ilişkilerini, içinde yaşanan toplumun etkisi belirler. Türk aile sistemine bakıldığında genelde otoriter, kısıtlayıcı, aşırı koruyucu ve kontrol edici bir yapının öne çıktığı, çocukların saygılı, baş eğici, pasif, uysal kişilik yapısıyla biçimlendiği kurallarla uygun davranışlar ödüllendirilirken, aktif, sorgulayıcı, atılgan davranışların cezalandırıldığı görülmektedir. Başka bir deyişle toplumumuzda çoğunlukla pasif ve söz dinleyen çocuklar anne-babayla olumlu ilişkilerle girmekte, kendi görüşlerini ifade edebilen aktif ve girişken çocuklar ise çatışma kaynağı olmaktadır. Bu zamanla öylesi bir hale dönüşür ki çocuk ile aile ilişkisi kazanma kaybetme gibi bir güç gösterisine dönüşür. Böylece bazen ebeveynler baskın çıkarak çocuk kaybeder, yada çocuk baskın çıkarak anne babasına kaybettirir. Bu yöntemlerin her ikisi de son derece sağlıksız sonuçlar doğurur. En güzel ve sağlıklı çözüm, içinde kaybeden tarafı olmadığı bir yöntem üretebilmektir. Yeni ebeleyen ve çocuk sorunu karşılıklı doyum ilkesi içinde çözmelidir. İhtiyaçlar karşılıklı dile getirilmeli ve sorun iki tarafın kabul edebileceği şekilde çözümlenmelidir. Burada önemli olan tarafların kendi ihtiyaç ve haklarını gözetmesi kadar, karşıdakinin ihtiyaç ve haklarına da saygı göstermesidir. Yeni bir uzlaşı noktasında birleşmektir.

Anne babalar çocuk eğitirken genelde üç gurupta toplanabilecek davranışlar sergilerler, Bunlardan ilki denetleyici yaklaşımdır. Burada anne-baba davranışlarının ortak yönü çocuğun tutum ve davranışını değiştirme yaklaşımıdır. Bunu yaparken de tehdit ve şiddet kullandıkları gibi sevgiyi esirgeme, küsme yada aşağılama gibi tepkiler gösterirler. Bu aşamada çocuk, hangi davranışın hangi tepkiyi alacağı konusunda bir fikre sahip değildir. Çocuk korku temelinde büyüdüğü için korkutulmuş sindirilmiş yada isyankar bir birey olur. Bazen her ikisi bir arada bulunabilir.

Diğer bir yaklaşım tarzı destekleyici yaklaşımdır. Burada çocuğa yakın ilgi gösterilir. Hatta sözle veya dokunarak belirtilir. Onunla ortak faaliyetlerde bulunulur ve en önemlisi çocuğun benliği onaylanır. Böylece çocukta sağlıklı bir psikososyal gelişim yaşanır ve ebeveynlerin beklentilerine daha olumlu cevap verir. Çünkü çocuk ailesi tarafından olduğu gibi kabullenip, sevilmiş ve desteklenmiştir.

Üçüncü yaklaşım ise pasif yaklaşımdır ki burada aile çocuğun etkinlikleri karşısında son derece ilgisiz ve kayıtsızdır. Böylesi ailede yetişen çocukların öğretmen ve arkadaşlarına karsı olumsuz davranışlar sergilediği ve eşyalara zarar verdiği gözlemlenmiştir. Ailelerin aklında bulundurması gereken en önemli unsur çocuk bireysel özelikleri ve kapasitesine göre beklenti düzeyi geliştirmektir. Çocuk eğitiminde aile öyle bir yerde durmalıdır ki çocuk her an anne-babanın yanında olduğunu bilerek destek bulmalı, hem de onları hiç görmeyerek kendini özgür hissetmelidir.

            Okul öncesi dönemde aile içi deneyimler ve ilişkiler kişilik oluşumu ve yapılanmasında büyük bir önem taşımaktadır. Bu sebeble çocukla olan iletişimde tüm bunlar göz önünde bulundurulmalıdır.

Yazan: moonty

(24-07-2007 23:05)
Yorum Ekle